"Kürşad Kahramanoğlu ile Özel Röportaj"
Yıl: 2008
Hoşgeldiniz: Ekibimizin çalışkan çocuğu Ziya Kaplan (26) ilk röportajını başarıyla yaptı. Kürşad Kahramanoğlu ile yaptığı röportajı merak ediyorsanız sayfalarımızı okumaya devam ediniz...
Sevgili Kürşad Kahramanoğluyla Beyoğlu-Tünel'de güzel bir Cafe'de tanıştıktan sonra kendi evinde konuk oldum, işte bu iki görüşmede yaptığımız sohbetler arasında "gay"ler hakkında bilgim dahada arttı ve "gay"liğin yalnızca cinsellikten ibaret bir şey olmadığını gördüm. Ayrıca ne kadar zor şeymiş şu "gay" olmak diye de içimden geçirmedim değil. Çünkü toplumdaki önyargılar o derece diz boyu ve sağlıksız ki, "gay" olduğun anlaşılsın subaysan çıkarılırsın, bir yerde çalışıyorsan işten kovulursun, öğrenciysen okuldan uzaklaştırılırsın, mahalledeysen yerin dibine sokulursun, dövülürsün, alay konusu olursun, hatta ve hatta öldürülürsün, çünkü "gay, lezbiyen, eşcinsellik, transeksüellik" bunlar günah veya ters şeylerdir. Toplum bunu bilir bunu öğretir. Ama işin aslı böyle değil işte. Gelin aslını Ziya Kaplan arkadaşımızın gazeteci-yazar ve bir dönem ILGA gibi bir gay derneğinin başkanlığını yapmış Kürşad Kahramanoğlu ile yaptığı özel röportajda görelim... Ş.W.Demir (18.03.2008)

"My life is a lie and I know it," - "Yaşamım bir yalan ve ben bunu biliyorum." Irin
KÜRŞAD KAHRAMANOĞLU KİMDİR?
 1951 doğumlu, Kürşad Kahramanoğlu 1977'de İngiltereye taşındı.
İngiltere'de yaşadığı otuz yılı üniversitede eğitim görevlisi ve profesyönel sendikacılık yaparak geçirdi.
Felsefeci olan Kürşad Kahramanoğlu 2000'lerin başında Türkiye'ye döndü.
Şimdi gazetecilik yapıyor; ve otuz yıldır verdiği insan hakları mücadelesine Türkiye'de de devam ediyor...
ÖZEL RÖPORTAJ
Z.K.: Neden Avrupa ülkelerinde yaşamayı tercih ettiniz? Sizi buna iten sebepler nelerdir?
K.K.: 70'li yıllarda bir gey'in Türkiye'de cinselliğini saklamadan yaşaması mümkün değildi.
Bu Türkiye'nin birçok yerinde hala böyle, ama hiç olmazsa bazı çevre ve yerlerde artık itilip kakılmadan, aşağılanmadan varolmak mümkün.
Z.K.: AB'deki ülkelerin Türkiye'ye ve Türklere bakış açısı nasıldır?
K.K.: Bu soruya genelleme yapmadan cevap vermek zor.
Tabiki Avrupa'da değişik yerlerde değişik avrupalı insanların birbirinden farklı tutumları var.
Genel olarak söylersek, türkler avrupalı olmayan tutucu ve az gelişmiş bir ülkenin insanları olarak görülüyor.
Tabii kökler taa haçlı seferlerine dayanan bir türk korkusu, ve türklere karşı bir ön yargı var.
Z.K.: Sizin gençliğinizdeki Türkiye ile bugünün Türkiyesi'ni nasıl tarif edebilirsiniz?
K.K.: Dünyada otuz senede hiçbir gelişme göstermeyen bir ülke hemen hemen yok.
Tabiki Türkiye'de son otuz senede değişti.
Bu değişme sırasında bence en dikkat çeken şey Türk insanı bir kimlik arayışı içindeyken kim olduğumuza hala karar verememiş olmamız.
Yani biz kimiz?
Medeni bir dünyanın parçası olan bilime, sanata önem veren bir kültür müyüz?
Yoksa tutucu gelişmeleri önlenmiş, çekişmeleri çözümlenememiş kendi içinde ve dışarıyla kavgalı bir toplum muyuz?
Z.K.: Yakın bir zamana kadar genel sekreterliğini yaptığınız kurum (ILGA; Uluslararası Lezbiyen ve Gay Derneği) Türkiye'de bir faliyet gösterebilir mi? Yada buna benzer bir organizasyon Türkiye'de varmı?
Yoksada kurulmalı ve toplum buna alıştırılmalı mı?
K.K.: ILGA (internationl lesbian gay assotration) Türkiye'de zaten yıllardır faaliyet gösteriyor. ILGA'nın hemde yıllardır Türkiye'de üyeleri var.
Sorun lezbiyen, gey, biseksüel, transeksüellerin ve travestilerin görülmez olması.
Kendi cinsel azınlıklarını yok sayan bir ülke bu azınlıkların milletler arası kuruluşundan tabiki habersiz.
Z.K.: Çok uzun zaman Avrupa'da ve bir çok ülkede yaşadınız. Sizce AB'ne girmeli miyiz?
K.K.: Önemli olan AB'ne girmek yada girmemek değil. Gerekli olan AB ülkelerinin ekonomik ve medeniyet seviyelerini yakalamak.
Avrupa'da varolan demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları standartlarının Türkiye'de olması; AB'ne girmek bunları getirecekse AB'ne girmeliyiz.
Ama bu standarları yok sayarak, sadece Avrupa'dan biraz daha sermaye gelecek diye AB'ne gireceksek girmesekte olur.
Z.K.: Okullarda, (neredeyse) eğitim sisteminin olduğu her dalda, (eşcinsellik) hakkında bilgi öğretimi yok.
Bunun eksikliği nedir? Yada olması ne gibi faydalar sağlar?
K.K.: Türkiye'de okullarda doğru dürüst bir cinsel eğitim yok. Hatta bildiğim kadar ''doğru dürüst bir eğitimi bırakın okullarda hiç cinsel eğitim yok''
Hal böyleyken hangi eşcinsellik eğitiminden bahsedebiliriz?
Tabiki sağlıklı bir yeni jenerasyon yetiştirebilmek iyi eğitim almış gençlerle mümkündür.
Ama biliyorsunuz bizim eğitim sistemimiz vatandaş yetiştirmek, insanlarımızı geliştirmek üzerine kurulu değil.
Biz hep devlete ve belli ideolojilere nefer yetiştirdik ve yetiştirmeyede devam ediyoruz.
Z.K.: İnsanlar eşcinselliği hastalık, özenti, cinsel ilişki ve sapkınlık olarak mı algılıyorlar sizce?
K.K.: İnsanın doğasında hep bilmediğinden korkmak var.
Tabiki bu kadar tabu olan birşey ne kadar hayatın bir parçası olabilse bile dışlanıyor.
Bilmediğiniz ve korktuğunuz bir insanlık halini hastalık, özenti olarak reddetmek işin kolayıdır.
Z.K.: İktidardaki parti (AKP) bu kadar tutucuyken sizce eşcinsel hakları yasal bir işlem görebilir mi?
K.K.: Dünya'da heryerde tutucu partiler eşcinsellik konusunda değil, genel olarak bütün insan hakları konusunda iyi performans göstermezler.
AKP en azından tutucu bir parti, ondan gerek cinsel haklar konusunda gereksede diğer insan hakları konusunda bir açılım beklemek fazla iyimserlik olur.
Z.K.: Yurttan otuz yıla aşkın bir süre ayrı kalıp tekrar dönmek sizi olumlu yada olumsuz etkilemedi mi hiç?
K.K.: İnsanı okumaktan sonra ençok geliştiren şey gezip başka kültürleri tanımak.
Umarım yurtdışında geçirdiğim otuz sene beni geliştirmiş, olgunlaştırmış ve bana bir dünya görüşü kazandırmıştır.
Z.K.: Bize katıldığınız için teşekkür ederiz.
K.K.: Ben teşekkür ederim.
Kısa Kısa...
Biz Sorduk, K. Kahramanoğlu Yanıtladı :)
Hayat? Laylay lom...
Aşk? Laylay lom...
Para? Laylay lom...
Siyaset? Yukardakiler...
Ayna? İnşallah laylay lom...
Röportajı Yapan; Ziya Kaplan (Yaka No: 93) (İstanbul / 14.03.2008)
|